Kılıçdaroğlu ALevi mi?
By Admin | Şubat 22nd, 2009 | Category: Güncel |
CHP İstanbul adayı Kemal KılıçdaroÄŸlu, büyük bir risk aldı ve ‘yandaÅŸ medya’ olarak bilinen Zaman gazetesinin söyleÅŸi ustası Nuriye Akman’ın sorularını yanıtladı. Akman her ne kadar ‘herkesin dilindeki soruları’ sorsa da, mülakat üslubunu aÅŸan sorulayıcı ve eleÅŸtiren üslubu ile KılıçdaroÄŸlu’nu köşeye sıkıştırdı, hatta zaman zaman akıl verdi. KılıçdaroÄŸlu ise bütün sorulara cevap versi. Akman, KılıçdaroÄŸlu’na ‘dede soyundan’ gelip gelmediÄŸini de sordu.
İşte o röportaj…
Kemal KılıçdaroÄŸlu’nun sükûnetini, ne sorarsam sorayım hiç kızmadan, sesini yükseltmeden gülümseyerek cevap vermesini sevdim. İstanbulluların oyunu alabilir mi bilemem. Samimiyeti gerçekse, seçilse de seçilmese de CHP Genel Merkezi ile ufukta çatışma görüyorum.
Ankara’daki politbüronun istediÄŸi tavizlere pabuç bırakmayacağı anlaşılıyor. Bırakırsa, yıldızını parlatan bu “doÄŸrucu Davut” tiplemesini kendi elleriyle yıkmış olur. Çünkü Sevigen hakkındaki iddiaları ciddiye alarak “GereÄŸini yapmalıdır” diyebildi, Baykal’sa ben bu söyleÅŸiyi yaparken henüz bu konuda görüş oluÅŸturamamıştı. Sevigen de istifa etmemiÅŸti…
Siz belediyeciliği, seçilirseniz mi öğreneceksiniz?
Ben biliyorum belediyeciliği. Belediyelerin yasalarını, topladıkları paraları, sundukları hizmetleri biliyorum.
Ama teorik olarak. Bugüne kadar çeşnicibaşıydınız. Görevi sadece yemeğin iyi mi kötü mü olduğunu söylemek olan bir çeşnicibaşının, bir patates soymadan sınıf değiştirip aşçıbaşı olması akıl kârı bir iş mi?
Ben aşçıbaşılık yaptım. Türkiye bütçesinden sonraki en büyük bütçeyi yönettim.
Ama yedi yıl boyunca zarar ettiniz. İyi yönetemediniz ki…
Bu doÄŸru deÄŸil. Sosyal güvenlik sisteminde ilk açık 1971′de ortaya çıktı. İlk önlem alınmasını isteyen, Uluslararası Çalışma Örgütü uzmanı Zelenka’ydı. Raporunda, “Önlem almazsanız kurum yakın bir gelecekte aylık ödeyemez.” dedi. Önlem almadılar.
Hangi mazeret başarının yerini tutabilir ki?..
Sistemin bütün kurallarını kim belirliyor? Parlamento. Ben Parlamento’nun üstünde bir güce sahip deÄŸilim. Ben, kiÅŸilere sen 34 yaşında emekli olacaksın diye bir karar alıp, o kararın sonucunda kurumu batırmışsam haklısınız. Ama o karar yanlıştır, bu uygulama yanlıştır diye o dönemde bile bunu söylüyorsam, ben iÅŸi doÄŸru yapıyorum demektir.
BaÅŸarısızlığı Parlamento’ya yüklüyor ama olmayan baÅŸarıyı üstleniyorsunuz!
Bakın, bürokrat, yetkilerini saÄŸlıklı kullanırsa baÅŸarılı olur. Yetkilerini saÄŸlıklı kullanamazsa baÅŸarısız olur. Türkiye’de ilk eÅŸdeÄŸer ilaç uygulamasını baÅŸlatan benim. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük tasarrufunu yapan benim. Ve bunun içindir ki; ben o dönemde yılın en baÅŸarılı bürokratı seçildim.
Kim seçti?
Ekonomi Trend dergisi.
Politikaya girmeseydiniz sadece SSK genel müdürlüğünüzle nasıl anılırdınız acaba?
Bana beş tane SSK genel müdürünün ismini sayabilir misiniz?
Sayamam.
Güzel. Ama Kemal Kılıçdaroğlu adı SSK Genel Müdürlüğü ile özdeşleşmiştir. Niçin?
Yakınlarınızı işe yerleştirdiğiniz ve ihalelerde usulsüzlük yaptığınız için olabilir mi?
Hayır. SSK genel müdürü olarak çizdiğim
performans baÅŸarılıdır. Kurumda 65 bin kiÅŸi çalışıyor. Ben Tunceli’de de sınav yaptım. Bir tek akrabam Tunceli’de sınava girmedi. Hiçbirisine izin vermedim, torpil olur, söz olur diye.
70 akrabanızın işe girdiği iddiası?..
Efendim soyadı Karabulut olan ne kadar insan varsa, hepsini alt alta yazıyorlar. Bunların eski soyadı Karabulut, akrabasıdır diye.
Sadece Karabulut deÄŸil, iki soyadı daha var. Gündüz ve Düzgün…
Yok, onları bırakın. 65 bin kişinin çalıştığı kurumda eğer ben yakınlarımı, akrabalarımı oraya doldurmak isteseydim, kurum tarihinde ilk kez ÖSYM aracılığıyla sınav yapmazdım. Kimin sınav kazandığının belgelerini, isimlerini noter huzurunda açtıran benim.
SSK’da bir yakınınız bile çalışmadı mı yani?
Var efendim, çalışıyor. Ben genel müdür olmadan önce de yakınlarım vardı. Ama hiç kimse şu yakınını şurada müdür yapmıştır diyemez. Sınavı kazanmış gelmiştir. Düz memurdur, çok istediği halde asla müdür olmamıştır.
Diyelim belediye başkanlığını kazandınız. Bu sefer de iktidar para musluklarını kesti, şöyle oldu, böyle oldu diye sürekli topu başkalarına mı atacaksınız?
30 Mart’ta inÅŸallah İstanbul BüyükÅŸehir Belediye baÅŸkanlığına oturacağım. Sayın Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın kapısına beÅŸ kuruÅŸ talep etmek için dahi gitmeyeceÄŸim.
Mümkün değil. İhtiyacınız olacak.
Hayır efendim, 10 milyar dolar bütçesi var bu kentin. Sorun ÅŸu: Bir liraya yaptıracağınız iÅŸi beÅŸ liraya yaptırıyor ve kaynak savurganlığına yol açıyorsunuz. Ben burada iddialıyım. 10 milyar dolarla İstanbul’u İstanbul yapacağım. Zaten Tayyip Bey’in korkusu da o. Acaba diyor, bu adam gelir, gerçekten beÅŸ yılda bizim on beÅŸ yılda yaptığımızı yaparsa ne olacak?
TopbaÅŸ, sizin hesap hatası yaptığınızı söylüyor. Siz daha önce İstanbul’un 15 yıllık bütçesi 150 milyar dolar demiÅŸtiniz.
Ben bütçesi demedim. İstanbul’a harcanan para dedim 150 milyar dolar. Gerek Sayın Tayyip ErdoÄŸan, gerek Sayın Kadir TopbaÅŸ, benim ne söylediklerimi dinlemiyorlar. Kendi algılarına uygun olarak benim söylemlerimi alıyorlar.
Topbaş hesaplamış, son 15 yıllık bütçe 59 milyar dolar. Nasıl olur da 150 milyar dolar harcayabilirler?
İstanbul’a harcanan para bu. Bunun içinde belediyenin harcamaları dışında merkezî hükümetin ve il özel idaresinin harcamaları da var. Benim sözlerimi çarpıtıyorlar. Dedim ki beÅŸ yılda 80 kilometre metro yapacağız. Sayın TopbaÅŸ’ın yanıtı, “Bunlar hayal âleminde geziyor. Bir yılda 80 kilometre metro nerede yapılmış?” oldu. Ben bir yılda demedim ki.
Bir kilometre metronun maliyeti 50 milyon dolar. 80 çarpı 50 eşittir 4 milyar dolar lazım beş yıl için. Nereden bulacaksınız bu parayı?
Beş yıllık bütçe 50 milyar dolar. Buradan 4 milyar dolarını metroya ayırırsanız ne olur? Çok mu büyük para? Kaldı ki 50 milyon dolara bunlar mal ediyorlar. Dünya fiyatları 30 ile 40 milyon dolar arasında değişiyor.
Siparişi verir vermez hemen yapabiliyorlar mı?
Hayır.
Önümüzdeki beş yıl içinde bunu tamamlamanız mümkün değil yani?
Mümkün. İlk bir iki yıl biraz ağır gider, ondan sonra süratli gider.
Diyorlar ki, dünyada üç tane metro üreticisi var. Şu anda kapılarını çalsan ancak üç yıl sonra işe başlayabiliyorlar.
Siz bir ihale açın bakalım. Kaç firma giriyor ihaleye.
Yani üç üretici yok mu?
Hayır efendim. Metro, bir sistemler bütünüdür. Bunların yaptığı bir bütün olarak ihale etmemeleri. Sorun da oradan çıkıyor. Tüneli birisine veriyorsunuz. Sinyalizasyonu birisine veriyorsunuz. Başka bir işi başkasına veriyorsunuz. Sonra bunlar bir araya gelmiyor. Metroyu adam gibi bir firmaya verirsiniz. Düğmeye basar, tıkır tıkır gider her şeyiyle beraber.
Üçlü yönetime gelelim. “Bu üçlü çok güçlü” sloganıyla ortaya çıktınız. Ama daha seçilmeden bu üçlünün bir ayağı genel merkezle ihtilafa düştü. Sizi neredeyse yarı yolda bırakıyordu. İstifanın eÅŸiÄŸinden döndü.
İstifanın eşiğinden dönme diye bir şey yok.
Var var.
Aday belirleme sürecinde her partide olduğu gibi kırgınlıklar olur. Birisi gider, öbürü gelir. Bunlar işin doğası gereği. Bizim üçlüde bir ayrılık yok. Ben şahsen liste işine girmiyorum. Çünkü ben öyle partinin iç sorunlarına girersem başkan adaylığımı yapamam.
Ankara’daki politbüro, İstanbul’da iÅŸi bilen insanlara müdahale ediyor. Gürsel Bey de direniyor. Madem troykasınız, bu problem sizin de aynı zamanda.
Hayır. Ben belediye baÅŸkanlığı koltuÄŸuna oturduÄŸumda görevim İstanbul’a hizmet etmek. Siyasi partiye deÄŸil. EÄŸer birisi gelip benden ihale ve iÅŸ ister, “Ben onun için oy verdim” derse baÅŸtan söyleyeyim, bana oy vermesine gerek yok. Seçildikten sonra, Gürsel Bey de artık o üçlü yönetim içinde partiyi deÄŸil, İstanbul’u düşünmek zorunda.
O zaman Gürsel Bey il başkanlığını bir başkasına mı devredecek?
Hukuki olarak, il baÅŸkanlığı yapar mı, yapmaz mı? O süreci bilmiyorum. Seçilirsek, ortak tek bir hedefimiz var: İstanbul’u 21. yüzyılın dünya markası haline getirmek.
Genel merkez ile kent teşkilatları arasındaki kısır çekişmeler bu hedefi saptırmaz mı?
Siz beni tanımıyorsunuz. Ben en uzun süre SSK genel müdürlüğü yaptım. İki veya üç bakan hariç bütün bakanlarla kavga ettim.
Ufukta CHP yönetimi ile bir kavga mı görünüyor?
Hayır. Ben İstanbul’la ilgili bütün saÄŸlıklı önerilere bakarım. Bunun illa partiden olması ÅŸart deÄŸil. AKP’den de gelebilir, vatandaÅŸtan, üniversiteden, yerel aktörlerden de gelebilir. Ama bana illa ÅŸunu yapacaksın, ÅŸuna ÅŸu iÅŸi vereceksin diyemez kimse. Derse kavgamı ederim.
Sevigen hakkındaki iddiaları ciddiye alıyor musunuz?
İddialar ciddi. Önce ses kaseti çıktı, sonra belgeler. Kendisi zaten böyle bir durumda yönetimden ve milletvekilliğinden ayrılacağını açıkça söylemişti. Bu durumda gereğini yapmalıdır.
Baykal’dan neden hâlâ ses çıkmıyor?
Bilemiyorum. Ben gerçekten genel merkezden hiçbir yetkili ile bu konuyu konuşmadım.
Kağıthane yerine Kağıttepe diyerek diliniz sürçmeseydi gidip orada ev tutar mıydınız?
Evet. Seçim Koordinasyon Merkezi’ne yakın olduÄŸu için tuttum o evi.
Niye 850 liraya ev tuttuğunuzu cümle âleme teşhir ediyorsunuz?
Cümle âleme değil. Medya istedi bunu. Bana kalsa ben yapmayacaktım. Ama medya mensupları çok ısrar etti. Öyle bir noktaya geldi ki; ya gidelim biz de kurtulalım, siz de kurtulun dedik. Kabul ediyorum, eleştiri de aldım bu yüzden.
Medyanın gazına geldiniz yani. Peki mokasen ayakkabılarla çamurlara batmanızı da medya mı istedi?
Sayın BaÅŸbakan, “İstanbul’da çöp, çamur, çukur yoktur.” dedi. Biz de var dedik. Yoksa ben hiçbir zaman İstanbul’un çöpünü, çukurunu ve çamurunu eleÅŸtiri konusu yapmadım.
Ama yaptınız…
Başbakan söyledikten sonra. Söylemese yapmayacaktım.
Bu kadar kolay mı gaza geliyorsunuz?
Hayır, ama söyleyen kişi bir başbakan.
Sizi komik duruma düşürdü ama. Aranılmış, bulunmuş, işte çamur! Çok eski moda yani.
Hayır, aranmış bulunmuş değil. Gerçekten bu bölgeye gittiğimizde insanların şikâyeti vardı. Biz gittikten sonra oraya mıcır döktüler. Böyle de bir katkımız oldu.
Siz gerçekten halk çocuğu musunuz?
Evet.
Nasıl oluyor da tıraş olduğunuz berbere yüz lira bahşiş verebiliyorsunuz?
Ben yüz lira bahÅŸiÅŸ vermedim. Ama gazeteler öyle yazdı. Berber benden para bile almadı. Normalde Parlamento’da tıraÅŸ oluyorum. Orada da yaklaşık on lira para veriyorsunuz.
İmaj-maker’ınız, size akıl verecek profesyonel bir ajansınız yok mu sizin?
Bu kampanyanın en büyük özelliği, çok sayıda gönüllü arkadaş geliyor, bana yardımcı oluyor.
Ama yanlış yapıyorlar. Ben profesyonel bir ajansın yetkilisi olsaydım ne sizi o çamurlara batırırdım, ne evinizde medyaya çay demletirdim ne de o berbere gidip tıraş olurdunuz.
Onu da bizim politikadaki yeniliğimize verin. Bunu çok samimi söylüyorum.
İstanbul’un bir Paris, bir Tokyo olamamasını parti ayrımı yapmadan “Çünkü akıllı adamlar yönetmedi” diye açıkladınız. Bunca belediye baÅŸkanı geçti İstanbul’dan. Kendinizi hepsinden daha mı akıllı görüyorsunuz?
Hayır. Öyle bir iddiam yok. Ben ortak aklı yürütebileceğimizi ve bu konuda sağlıklı projeler üretebileceğimizi düşünüyorum. Ben bir hesap uzmanıyım. Kaynaklarla öncelikli sorunları kıyaslamak lazım. Bunları denk düşürmezseniz kentin sorunu çözülmez.
Akıllı adamlar yönetmedi diyerek, gelmiş geçmiş başkanları töhmet altında bırakmanın size ne faydası var?
Belki bu akıllı sözcüğü ile, haklısınız biraz dozunu kaçırmış olabilirim. Ben devlet adamı eksikliğini dile getirmek istedim.
Baykal’ın sizi aday göstermesi parlayan yıldızınızın matlaÅŸma operasyonu muydu?
Bunu diyenler var ama sanmıyorum. Beni siyasete davet eden Sayın Baykal’dır.
Kemal DerviÅŸ’in de başına aynı ÅŸey geldi, YaÅŸar Nuri Öztürk’ün de. Onları da davet etmiÅŸti. Kimler geldi, kimler geçti Baykal’ın deÄŸirmeninden.
Benim ayrıcalığım var. Ben, hırsları olan bir insan değilim. Ben bulunduğum konumun görevini hakkıyla yapmayı seven bir insanım. Bana bir görev verilir. Bu görevi elimden gelen en iyi şekilde yerine getiririm.
Seçilirseniz belediye çalışanlarını işten atacak mısınız?
Hayır. İşini yapan herkes görevinde kalacak. Bir kişi gidecek, o da Sayın Kadir Topbaş.
Türbanlılar kalacak yani belediyede?
Elbette. O konuda hiçbir tereddüt yok.
Türbanı sadece temizlik işçisine layık gördüğünüz yalan mı?
Yalan. O konu çarpıtılıyor. Efendim türbanlı temizlikçi kalacakmış, öbürü gidecekmiş. Olur mu öyle bir şey?
Soyunuzda Alevi dedeliÄŸi var, deÄŸil mi?
Ben dede soyundan gelmekle beraber dedelik yapmadım. Dedelikte kendinizi o yola adamanız lazım. O zaman bürokrasiyi bırakmanız lazım. Dedelikte içinizde olağanüstü bir sevgi olmalı. Kesinlikle kin tutmamalısınız.
Öyle olmadığınız için mi dede olmadınız?
Hayır, ben öyleyim. Kimseye beddua etmiş değilim. Eğer bir yerde bir yanlışlık varsa önce kendimde kusur ve eksik aramaya çalışırım.
Kendinizi dindar biri olarak mı tanımlarsınız?
İnanan birisi olarak tanımlarım. İnanca da saygı gösteririm. Çok sayıda Refah Partisi belediye başkanı vardır çocukluk arkadaşım. Hâlâ birbirimizi çok severiz, konuşuruz. Önyargıları kırdığınız zaman sevilmeyecek insan yoktur.
BaÅŸbakan gibi “Yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü” mü diyorsunuz?
Bir halk ozanı şunu söyler: Cehennem dediğin dal odun yoktur, herkes ateşini buradan götürür. Olağanüstü felsefesi olan bir ikilemdir. Eğer bu dünyada kötülük yapmıyorsanız insanlara, cehennemden korkmaya gerek yoktur.
Çok arananlar:
- kılıçdaroğlu alevi
- deniz baykal alevimi
- kilicdaroglu alevimi
- deniz baykal alevi mi
- kilictaroglu alevimi
- yaşar nuri öztürk alevimi
- baykal alevimi
- Yasar nurı ozturk alevimidir
- yaşar nuri öztürk alevi mi
- yaşar nuri öztürk alevi
Benzer Haberler
Kerpe
11,851 kiÅŸi okudu.



SÜNNET MERAKI NEREDEN GELİYOR ?
Önce Vakit kadrosunda bir eksiğini hatırlatalım..
Günah bizden gitsin deyi ..
Gerçekten bu konuları sürekli gündeme getiren gazete için olmaz olmazlardan biri !
Üstelik bu gazetenin en büyük tiryakileri arasında?
Bay GÜL ve Bay ERDOĞAN’ DA var !
O büyük eksik de; .
PORNO dergisi eski çalışanlarından olan ,şimdi Sabah yazarı EMNE AKÖZ’ UN derhal Vakit gazetesine ,transfer edilmesi gerekir…
Çünkü Emre AKÖZ, Penislerin boyunu ölçme konusunda UZMAN kişidir !
Öyle ki bir bakışta ya da eliyle tarttıktan sonra kaç santim olduğunu bilecek kadar tecrübe bilgi ve görgü sahibi olduğu söylenmektedir !.
Evet şimdi gelelim asıl konumuza;
Vakit gazetesinde, Hüseyin ÜZMEZ ‘in sapık çıkması tesadüfü deÄŸildir!
Bahse girerim ki, VAKİT yazarlarının en büyük geyikleri, bel altı fıkralardır!…
Bakınız Tüm iÅŸler bitmiÅŸ sıra ,Kemal KılıçdaroÄŸlu’ nun, Pipisine mi gelmiÅŸ! . SünnetsizmiÅŸ!
Nereden biliyorsun diye adama sormazlar mı ?
Anandan dan öğrendin ?
Bacından mı yoksa sen homo’musun?
Bir adamın Sünnetli yada sünnetsiz öğrenme yöntemini başka bir yolu varsa söyleyin lütfen !
Tabi amaç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, sünnetli olup olmadığı değil.!
Onun ERMENİ olduğunu vurgulamaktır !
Hani Annesi Ermeni’ya !…
Ondan bir pay çıkarmak istiyor Vakit’in sapıkları!
Önce, Dünya’nın en güçlü ülkesinde, nasıl VAKİT gibi iÅŸi gücü milletin, sünnetli mi sünnetsiz mi diye pipisi ile uÄŸraÅŸan Yada Askere , Siyasetçiye çamur atıp iftiralar ve komplolar kuran bir gazetenin ,
Yazarlarının çoğunluğunun;
Başbakanlıkta ve da başbakan’ın danışmaları olduğunu ve böylesi kurumda nasıl barındığını her Türk vatandaşı sorgulanmalıdır..
Veee
Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın tüm gezilerinde, yazarlarının başköşede oturtulmalarının asıl nedeni, 100 bini aşmayan tirajları mı?
Y a da çok iyi komplocu oluşlarından mıdır ?
Bu büyük ilginin sebebi?
Necip milletimiz bir kez de saÄŸ duyu ile düşünmelidir !…
Ve halkımız sorgulamalıdır Vakit yazarlarının bu penis merakı nereden geliyor diye !