Huzurlu ölüm
Huzur’, ‘Ölüm’ gibi kendi başına ağır olan, derin düşünülmesi gereken kavramları tek başına ele alıp üzerine felsefi tutarlılığı olan laflar etmek bizim boyumuzu aşar diye düşünüyoruz.
Durum böyleyken, iki kavramı bir araya getirip de birçok insana oksimoron gibi gelecek ‘Huzurlu ölüm’ gibi hayli iddialı ve hayli zor kavramla boğuşmak, büyük ihtimalle kendi kapasitemizin ve bir gazete yazısının boyunu aşabilir.
Ama olsun; hayatta bazen bir kavramı her yönüyle tarif edemesek de, felsefi derinlik kazandıramasak da ‘Huzur’, ‘Ölüm’ gibi kavramları kendi hayatımıza bir şekilde monte etmek zorunda kalabiliriz.
Bu tür kavramları oluşturmak için bir formül yoktur tabii ki. Her insan kendisine doğru gelen yöntemi, tanımı, kendi kapasitesini zorlayarak yapmak zorundadır.
Bu böyle diye, ortada birçok tanım olacak diye, önemli kavramlar konusunda hiçbir kriter elimizde olmayacak diye düşünmek de doğru olmaz. Çünkü bu tarifsizlik ve keyfilik anlamına gelir, sonuçta ortaya tarif anarşisi çıkar. Herkes hayatta ne yaparsa yapsın, onun ahlaklı olduğunu, huzur getirdiğini söyleyebilir o kritersizlik ortamında.
Dolayısıyla asgari müştereklere dayanan bir tanımı yapmak zorundayız.
İnsanın huzuru nasıl oluşur; gece yatağınıza yatıp günün, yaşamın muhasebesini yaptığınızda, ailenizin ve yakınlarınızın size verdiği sevgiyi hak ettiğinizi düşündüğünüzde, huzurlu olabiliyorsunuz demektir.
Ve yaşlılık, bu iç huzur muhasebelerinin toplamının sağlamasıdır sonuçta. Kendi hayatını iç huzuruyla değerlendirebilenler ölüme de, korksalar dahi iç huzuru ile gidebilirler.
Bu uzun ve bazılarınıza anlamsız gelebilecek girişi, Abidin Cevher Özden’in intihar ettiği haberini duyduğum an aklıma gelen fikirler yüzünden yaptım.
Haberi duyduğum an ‘yazık dedim, bir zamanlar duymuş olduğunu tahmin ettiğim iç huzursuzluklarının toplamına sonunda dayanamadı demek’. O sağlamayı bir türlü yapamadı…
Bazı iç huzursuzlıkları böyledir. Bunların yükü, oldukları an değil, yıllar geçtikten sonra basar insanı. Yıllar içinde yükler ağırlaşır da. Sonunda tamamen çekilemeyecek kadar ağırlaşır. Ve bazen siz öyle bir noktaya gelebilirsiniz ki; baş edeceğinizi zannettiğiniz yüklerle baş edememeye başlarsınız.
İç huzursuzluğunuz bir mutsuzluk volkanı olur ve patlar. İşte o noktada kendi canınızı alabilirsiniz.
Hayatının tümünü incelemedim ve diğer mutsuzlukları da nedir bilmiyorum ama Banker Kastelli’de bu tanımladığıma benzer bir süreç yaşandığını sanıyorum.
Bazı insanlar dindar olmanın iç huzuru vermeye yettiğini sanır. Düzgün, gerçek bir dindar olduğunuz takdirde bu doğru da olabilir ama siz hem dindarsanız hem de birçok güç ve çıkar ilişkisinin ortasına atlamışsanız, o zaman huzursuzluğunuz birkaç misli de artar.
Ben orta vadede Türkiye’de daha birçok tanıdığımızın intihar yolunu seçeceğine inanıyorum. Türkiye orta vadede bir intihar patlaması yaşayabilir. Çünkü dindar olduğunu söyleyip de çıkar ve güç peşinde koşanlar, ahlaksızlık sınırında dolaşanların sayısı hayli fazla.
Kızdığımız ama aynı zamanda acıdığımız bu tür insanların üzerindeki iç huzursuzluk yükü hayli yoğun olmalı. Ve bu yük yıllar geçtikçe artacak ve bir gün onların da kendilerine tahammül edemeyecekleri an gelecek.
Dünkü intiharla bir dönemin simgesi haline gelmiş bir isim aramızdan ayrıldı ama o dönemin ruhu hâlâ daha aramızda dolaşmakta maalesef.


Leave a Reply