Gül arabulucu olabilir mi?
Yargıdan üst üste bildirilerin gelmesi üzerine Türkiye’de ortamın geginleştiğini ve yargının bu şekilde bildirilerle ortaya çıkmasının pek de uygun görüntü vermediğini dün yazmıştık. MHP Genel Başkanı Bahçeli de gerginlikten tedirgin olmuş olmalı ki önceki gün bir çağrı yaptı ve Cumhurbaşkanı Gül’ün devreye girip tansiyonu düşürmesini istedi. Bu tür gergin ortamlar ve karşılıklı bildiriler konusunda neredeyse uzman konumunda olan
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de ‘Yargıyı konuşma mecburiyetinde bırakmamak lazım’ dedi. Muhakkak o da bir devlet adamının devreye girip devlet içindeki rahatsızlığa ve gergin ortama müdahale etmesi gerektiğini düşünüyordur.
Tabii ki bu tür ortamlarda müdahaleci tavrı en rahat koyacak konumdaki insan cumhurbaşkanıdır. Onun konumu ve görev tanımı da bunu gerektirir zaten. Cumhurbaşkanları geleneksel olarak toplumdaki tüm görüşlerin içinde eritildiği, uzlaştırıldığı ve gerginliklerin yumuşatıldığı makamdır. Cumhur’un başkanı olmanın anlamı da budur.
Bu dönemde cumhurbaşkanına çağrı yapmak doğrudur da Cumhurbaşkanı Gül’ün bu işi gerektiği gibi yapabileceğinden kuşkumuz var.
Kuşkumuz cumhurbaşkanının böyle bir sonucu almak için yeterli bilgi ve birikimi olmadığından değil, sadece koşulların uygun olmamasından kaynaklanıyor.
Yargıdaki ve devlet içindeki rahatsızlık ve karşlılıklı bildiriler neden kaynaklanıyor? Tabii ki AKP’ye açılmış kapatma davasından kaynaklanıyor. Bu davanın sonucu ne olur bilinmiyor ama şu anda bilinen Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu davanın tarafı haline getirilmiş olması ve yasaklı hale getirilmesi istenen isimler arasında onun da isminin bulunduğudur.
Yani devlet, cumhurbaşkanını da davanın bir hedefi haline getirerek kendisini zor koşullarda başvurulacak, objektif kalabilecek bir arabulucuya sahip olmak imkanından mahrum etmiştir. Cumhurbaşkanı Gül’ün yapılan çağrıları değerlendireceğini söylemesi de büyük ihtimalle bundan kaynaklanıyor. O da kendisinin bu konuda zor durumda bırakıldığının farkında. Gergin ortamı yatıştırmak için müdahale etse, bazıları çıkıp ‘kendi hakkında da açılmış olan bir davaya müdahale ediyor’ diyebilecekler. Özellikle CHP’nin bunu söyleme ihtimali gayet yüksek.
Sonuç itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti, her toplumda yaşanabilecek türdeki bir sosyal gerginliği arabulucu olarak yatıştıracak konumdaki bir devlet adamından mahrum durumda. Bunun da eksikliği çok çekiliyor.
Türkiye dünyanın büyük sorunu haline gelmiş Suriye-İsrail arasındaki gerginliği arabulucu konumunda çözmek yolunda büyük adımlar atabiliyor (görüşmeler yakında bakan düzeyine çıkabilir) ama kendi içindeki çözümü çok daha basit olan bir gerginlik için arabuluculuk yapacak devlet adamı maalesef ortada yok. Bazen düşünüyorum da acaba devletin çeşitli organları ve cumhurbaşkanı da dahil tüm düzeyler arasında koordinasyon ve uzlaşma sağlaması açısından kısa dönem için bir ombudsman mı atansa diye. Böyle bir geleneğimiz yok mu diyeceksiniz biliyorum yoktur ama Türkiye hiçbir zaman bu görünümde de olmadı, bu şekilde dağınık bir görüntü de hiç vermemişti. Olağanüstü koşullar, olağanüstü demokrat çözümler gerektirebilir.


Leave a Reply