Empatik anayasa
Son günlerde Başbakan Erdoğan adeta ‘öfke yönetimi’ terapisinden geçmiş görünümünde. Hülya Avşar’ın iki gün üst üste en ters sorularına bile sakin ve düzgün cevaplar verdi. Haydi oraya çıkmasının nedeni buydu, hazırlıklıydı diyelim de, dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada da öfkesini kontrol altında tutmayı başarması sürprizdi.
Halbuki grup toplantısına onu dinlemeye gelen milletvekillerinin içlerinin hayli dolu olduğu ve sert laflara susamış oldukları ve liderlerinin sertleşmesini bekledikleri açıktı. Buna rağmen, Başbakan elverişli ortamı kullanmadı. Kaba terimle ifade edersek provoke olmadı ve sertleşmeyi de dozunda bıraktı.
Bu düzeyde sertlik de normaldi, siyasetin doğasında olan bir şeydi bu. Anayasa Mahkemesi hakkında konuşurken abartılı laf söylemenin sınırlarına geldi ama sınırı hiç aşmadı, kızgınlığını bir centilmen gibi ifade etti.
Bizim açımızdan son birkaç gündür Başbakan adeta tekrar partisinin balkonuna çıkmış gibiydi. Seçim akşamını hatırlayın o akşam konuşan Başbakan, Türkiye’ye ne kadar büyük moral aşılamıştı. Gerek televizyonda gerek de dün grupta konuşan Başbakan, bize yine moral verdi.
Umarız geçmiş acı deneylerimizi tekrarlamaz ve biz yine birkaç gün sonra bir hayal kırıklığı daha yaşamayız. Bu ortam yani öfkelerimizi kontrol altında tutabildiğimiz ortam; bazı yanlışları, haksızlıkları düzeltme yollarını konuşacağımız ortamdır.
Türkiye’nin bazı sosyal sorunlarının çözümü için AKP eğer anayasa değişikliği istiyorsa evet bunu da konuşmalıyız. Bizce CHP bunu baştan reddederek yanlış yapıyor.
Bir kararına kızdık, hayal kırıklığı yaşadık diye Anayasa Mahkemesi’ni tartışmalı hale getirmek de AKP’nin yanlışıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kontrol edici gücüne tüm partilerin ve demokratik sistemin ihtiyacı vardır.
Evet anayasamızın bir değişime gereksinimi vardır. Bunu AKP şimdi söylüyor olabilir ama özgürlükçü sol gelenekten gelenler bunu çok uzun yıllardır söylüyorlardı. AKP’liler temelde anayasa değişikliğini başörtülü kızlarımızın haklarını güvence altına almak için istiyor olabilirler, özgürlükçü solcular da onlarla ortak bir noktada buluşabilirler. Bu mümkündür ve çok da zor bir iş değildir.
Önemli olan anayasa yazarken empati yapmaktır.
Empati yapacaksınız ki sizin aslında aynı fikirde olmadığınız hatta karşı olduğunuz fikirleri taşıyanların haklarını savunan bir sistem yaratacaksınız. Bu temel fikirdir. İşte bu nedenle uç bir öneri getireceğiz. Bugün önemli olan ateistlerin haklarını koruyan, onların bu toplumda korkmadan var olabilecekleri, fikirlerini söyleyebilecekleri bir anayasal güvence getirmektir. Böyle bir anayasa oluşturulduğu takdirde bu, başörtülü kızlarımızın hakkını da otomatikman güvence altına alacaktır. Yani herkesin özgürce düşünme, inanma ve buna uygun davranma hakkını savunan anayasa gerekiyor bize. Laisizmi de işte o zaman herkesin hemfikir olacağı şekilde net tanımlayabilip uygulamış oluruz.
Empati eksikliği var siyasi yaşamımızda. CHP yapamıyor empatiyi. Yapabilseydi, eğer başörtüsünün bazı kızlar için anlamını görebilseydi ve eğer AKP de başörtüsü takmamanın bazı kızlar için önemini anlamaya çalışsaydı o Türkiye mükemmel olabilirdi.
Aslında bunu da başarmak öyle sanıldığı kadar zor değil. Sadece beynimizi özgür bırakabilsek yeter. Özellikle Hülya Avşar ile konuşmasında Başbakan Erdoğan bu konunun önemini anladığını başörtüsü takmamayı tercih eden kızlar hakkında ettiği laflarla gösterdi (yine maalesef bunu yazmak zorundayım ama suç bende değil, umarım yine yanılmam Başbakan’ın tavrı konusunda). CHP lideri de empati yapmayı denemeli ve bir adım da o atmalı.
Bunlar hayal mi diyorsunuz. Olsun varsın. Siyaseti hayal kurmadan yaparsanız; o zaman Türkiye olduğu yerde sayıyor. Bazı adımlarla Türkiye sıçrayıp gitmeye hazır aslında. O zaman hepimiz kazanacağız.


Leave a Reply