Bu tablonun suçlusu kim
Önceki gün Anayasa Mahkemesi’nin türban düzenlemesiyle ilgili kararı duyulunca gazetemize telefon ve e-mail yağdı.
Bize ulaşan okuyucularımızın büyük çoğunluğu, AKP’nin bu kararı hak ettiğini ve sistemle fütursuz bir şekilde oynamaya başladıklarını, bu nedenle kararın iyi olduğunu, bunun bir ders olması gerektiğini söylüyorlardı.
Bize gelen bu tepkilerde kadın okuyucularımız çoğunluktaydı.
Bizim bir süredir yazılarımızla anlatmaya çalıştığımız ruh hali işte buydu.
AKP, bu ülkenin insanları arasında korku ve endişe yaratmaya başladığını görmezlikten geliyordu.
Sadece kendi militanlarının tavrına inandılar, sadece kendi yarattıkları yandaş medyayı dinlediler, en küçük eleştiride ve uyarıda ise hemen kabalaştılar. Ellerindeki iktidar gücünü kullanarak her türlü baskı yolunu da denediler.
Şunu unutmayalım; herhangi bir ülkede yargı kararları gayet tabii ki temelde hukuki süreçtir ama aynı zamanda hâkimler de insandır ve ülkelerinin içinde bulunduğu siyasi ortam ve kolektif ruh halinden etkilenirler.
Onların vereceği kararlara çerçeve çizen, yön veren, kararlarına meşruiyet zemini sağlayan da bu kolektif ruh halidir. Bu da hukuk felsefesinde gayet de meşru bir gelişmedir.
Bizim bir süredir edindiğimiz izlenim, memlekette kurulmaya çalışılan, korkuya, ürkütmeye dayanan ve bir tarikatın, sistemin tüm alanlarını ele geçirmiş izlenimi veren düzenden, insanların aslında büyük korku duymaya başladıklarıydı.
Yanlış anlamayın; bu değişimi geçiren insanlar arasında AKP’ye oy vermiş insanlar da var.
Bu insanlar kendilerinin Türkiye hayalleri ile, umutlarıyla dalga geçildiğini, tüm beklentilerinin kırıldığını düşünüyorlar.
Bu insanlar arasında, iktidarın bazı politikalarına destek vermiş olanlar da sonuçta iktidara küsmeye başladı.
Yani anlayacağınız; AKP karardan sonra esip üfürüyor ya, işlerin bu duruma gelmesinde eğer bir suçlu aranacaksa başta Başbakan olmak üzere AKP’nin tüm üst düzeyi bir kez aynaya baksalar yeter asıl suçluyu bulmalarına…
Son seçimde, sonuçlar belli olduktan sonra gece partisinin balkonundan halka hitap eden Başbakan ile türban için ‘Velev ki siyasi simge olsun’ diye konuşan Başbakan arasında hiçbir ortak yan yok.
Bir tür Dr. Jeykl- Hyde (insandan canavara) dönüşmesi gibi bir şey bu.
O gece bu ülkenin tüm insanlarına bir umut veren Başbakan ile ‘Velev ki’ diye konuşan, bu ülkenin insanlarının bir bölümüne korku veren Başbakan aynı olamaz diye düşünüyor insan.
Ama maalesef aynı insanlar bunlar. Gerçek amaçlarını saklayan bir kişiliğin geçirdiği değişim gibi bir şey bu.
Aynı süreci bu ülkede ‘Müslümanlar baskı altında’ diye konuşan insanda da görebiliyoruz.
Bu durumda zaten korkmakta olan insanlar da, “Demek ki bunlar Türkiye’de hali hazırda var olan din özgürlüğü ile yetinmek istemiyor, bu onlara yetmiyor. Daha fazlasını istiyor olmalılar” diye düşünmeye başladılar.
Oysaki makul olunsa, biraz konuşulsa, seçim gecesi konuşan Başbakan’ı hep görebilsek, şimdi korku içinde olan birçok insan bu özgürlükleri de konuşmak ve makul olana destek vermeye hazırdı.
Bunu özgürlük ve ilke adına yapacaklardı ama olsun, gerekçeler farklı olsa da aynı amaca birlikte yürünebilecekti.
Ama onlar makul olanı tercih etmedi. İçlerinde saklı tuttukları bir gizli amacın patlama yaptığı görüntüsü vererek, kötü amaçlı dinlemeler yapılmasına, her alanda örgütlenmeye ve yandaş medya yaratmaya devam ettiler.
Hayatın her alanını ve ‘sizin hayatınızı ben kontrol ederim’ görüntüsü verdiler ve korkan insanlar sonunda Anayasa Mahkemesi’nin kararını ‘her şeyle çok oynamışlardı, oh olsun’ şeklinde tepkiyle karşıladılar.
Biz bu tepkinin sadece ‘Herkesle çok oynamışlardı’ bölümüne katılıyoruz. Çünkü görevimiz gereği ‘oh olsun iyi olmuş’ türünden tepkileri hayatımızdan çıkarmış durumdayız.
‘Bizimle, sistemle çok oynamışlardı’ tepkisine gelince de şunu söylemekle yetinelim; okuyucunun bildiklerinden çok daha fazlasını bizler biliyoruz. ‘Bunları yapmayın dedik, aman konuşalım dedik, bu yaptıklarınız bir gün gelir size zarar verir dedik’. Güç sarhoşu olduklarından dinlemediler, bu çabalarımızı algılamadılar ve sonunda bugünlere gelindi.
Evet; bu sonucun tek suçlusu AKP Hükümeti’dir.
Yazımızı bunlar seçimi kazandıktan birkaç gün sonra yazdığımız yazıda kullandığımız bir cümle ile bitirelim: ‘Power corrupts, absolute power absolutely corrupts. (‘Güç bitirir, tüketir insanı, mutlak güç ise mutlak biçimde tüketir’).
Keşke kendilerine mutlak güce dayalı korku sistemi kurmaya başlamadan önce o yazımızı tekrar okusalardı demekten başka bir şey de kalmıyor bize bu aşamada.
Serdar TURGUT


Leave a Reply