Babacan’ı üzen nokta

          0 Oylama

Türkiye’ye dünyada yeni bir itibar kazandırmak için atılan adımlardan sonra kapatma davasının bir kapatma kararı ile sonuçlanması durumunda Türkiye’nin itibarının büyük yara alacağı düşünülüyor ve ben de bu yoruma katılıyorum. İnşallah aklın yolu bulunur ve ülkeye zarar verecek bir gelişme yaşanmaz

Bu yazının sadece başlığına ve sadece giriş bölümüne bakarak hızlı sonuçlara atlamak son derece yanlış olacak. Ne demek istediğimi sabır gösterip sonuna kadar okursanız umarım anlayacaksınız.

Finlandiya’ya yaptığı neredeyse yıldırım hızıyla geçen 24 saatlik seyahatinde sayın Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ı çok yakından izleme fırsatım oldu. Saatlerce de konuşma fırsatımız oldu.

Konuşurken iç siyaset ve ekonomik durum dahil olmak üzere her konuya girdik. Gözlemim şu: Ali Babacan kendi bakanlığının doğal alanına giren konular hakkında konuşmaktan ziyade ekonomi yönetimi hakkında konuşurken daha rahatlıyor gibi gözüküyor.

Ekonomi açıldığında son derece rahat ve kendinden emin şekilde, problemleri iyi biliyor, çözüm önerilerini de sıralıyor. Konu dış ilişkilere geldiğinde Bakan Babacan kendisini sıkmaya başlıyor. Çok dikkat ederek ve tutuk konuşmaya başlıyor.

Bu bir gözlem. Tabii ki dış konuların hassas içeriği ve diplomatik dil kullanma zorunluluğu açısından böyle konuşmayı tercih ediyor da olabilir.

Bakan konuşurken sıkıntılı gözükebilir ama şurası da bir gerçek ki; bakanlığı devraldıktan bu yana son derece dinamik ve vizyonlu bir dış politika izlemeye başladık.

Bakan ve bürokrasisi neredeyse uçuş rekorları kıracak şekilde ülkeden ülkeye koşup yeni vizyonu ve aktif dış politikamızı anlatıyorlar.

Eskiden Türkiye’nın dış politikada kırmızı çizgileri vardı ve politikalarımız da bu kırmızı çizgileri yerinde tutmaktan ibaret gibiydi.

Şimdi ise, bunun dünyanın yeni durumuna ve globalleşen politikalara yetmediği anlaşıldı. Türkiye de değişen dünyada yeni pozisyonlar almaya başladı.

Ne demek istediğimi birkaç küçük örnekle anlatayım. Türkiye kendisini dışarıda dürüstçe anlattığından hem İsrail’in hem de Filistin tarafının güvenini kazanabilmiş durumda.

Ayrıca hem Araplarla hem de İsrail ile karşılıklı güvene dayalı ilişki götürebilen ender ülkelerden birisi Türkiye. (Bunun yansıması olarak Türkiye’ye yılda hem 1 milyon İranlı hem de yarım milyon İsrailli geliyor ve her iki grup da ülkelerine çok memnun dönüyor. Türkiye’nin neredeyse genlerine yazılmış olan bir tavır bu. Bizi dünyada biricik yapan sosyal dokudur bu).

Babacan göreve geldiğinden bu yana Türkiye 30’u aşkın yeni noktada temsilcilikler açtı. Bu da yeni aktif politikanın bir göstergesi.

Örneğin; dünyanın Çin ile birlikte yükselen ülkesi olarak gösterilen Hindistan’da dört ayrı bölgede Türkiye temsilcilik açıyor. (Gelecek yıl Hollywood’a alternatif olacak güce erişebilecek Hint sinema endüstrisi olan Bollywood, İstanbul’da önümüzdeki sene festival düzenliyor. Hint film endüstrisi yılda 3.5 milyar adet bilet satıyormuş. Umarım potansiyel görülüyordur bu rakamdan. Hindistan’dan Türkiye’ye yılda sadece 30 bin turist geliyor. Bu yeni adımlardan sonra sayıda patlama olması bekleniyor).

Bu arada Türkiye, Güney Pasifik Adaları Dışişleri Bakanları’nı da Ankara’da topladı. Bu girişim Yeni Zelanda’nın bile dikkatini çekti ve bizden bölgeye ilgimizin sürmesini bizzat istedi.

Yine Orta Afrika ülkeleri-Türkiye toplantısı da ağustos ayında Ankara’da yapılacak.

Umarım aktif dış politika ve yeni vizyon derken ne kastettiğim bu örneklerden anlaşılmıştır.

Türkiye dünyada yeni açılımlar yapıyor ve yeni vizyon doğrultusunda dünyada etkinliğimizi artırma yolunda kendinden emin adımlar atıyor.

Peki o zaman durum böyleyken, işin başında olan Ali Babacan’ın keyifli olması gerekirken, konuları anlatırken canı neden sıkkın görünüyor, neden zorlanıyor gibi konuşuyor?

Bunun cevabı da basit aslında. Özellikle yeniden canlandırılan AB üyeliği sürecinde Avrupa ülkelerinde yapılan her görüşmede, karşı tarafça masaya getirilen ilk gündem maddesi daima AKP’ye açılan kapatma davası oluyor.

Avrupa ülkeleri ne olduğunu ve olabileceğini anlamaya çalışıyor, endişelerini de açıkça söylüyorlar.

Hemen tekrar vurgulayayım; konu Türkiye tarafından açılmıyor, Dışişleri Bakanı buna dikkat ediyor. Konuyu daima görüşülen taraf açıp konuşmak istiyor.

Dışişleri Bakanı yeni vizyon ve aktif politika uyarınca verilen onca uğraşın ve açılan yeni yolun bu kapatma davası nedeniyle yara alabileceğinden korkuyor.

Türkiye’ye dünyada yeni bir itibar kazandırmak için atılan adımlardan sonra kapatma davasının bir kapatma kararı ile sonuçlanması durumunda Türkiye’nin itibarının büyük yara alacağı düşünülüyor ve ben de bu yoruma katılıyorum.

İnşallah aklın yolu bulunur ve ülkeye zarar verecek bir gelişme yaşanmaz.

Ve inşallah da Dışişleri’nde tutturulan yeni aktif yol yorulmadan sürdürülür. Çünkü yeni vizyon bana parlak ve heyecan verici gözüktü.

Serdar TURGUT

Leave a Reply

You can use these XHTML tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>