Alevilik ve Kürt sorunu için tek çözüm
By Admin | Haziran 27th, 2010 | Category: Güncel |
Taraf yazarı Orhan Miroğlu, Kürt sorunun demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğine işaret ederken şiddet yöntemlerini karşı çıktı. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Necdet Subaşı ise Alevilik sorunun çok boyutlu bir problem olduğuna dikkat çekti.
Toplantının son konuÅŸmasını yapan Necdet Subaşı, Alevilerle devletin arasında kalmış durumda olduÄŸunu ifade etti. “Alevilerin, taleplerinde haklı olduÄŸunu bildiÄŸim yerler de var.” diyen Subaşı, “Alevilik, Türkiye’de bir sorun olarak algılanıyor. Osmanlı’dan beri devletin dikkate aldığı, hesaba katılmadığı bir gerçektir bu. Aleviler kendi aralarındaki bağı gevÅŸek tuttukça devlet onlara daha yakınlaşıyor. Toplumun her kesiminde ayrımcılık var. Alevi olduÄŸunuzu ifade ederseniz daha farklı bir ayrımcılık görülüyor. Din derslerine iliÅŸkin çekince ve kimi zaman radikal istekleri de var. Kendi ifadeleriyle söylersek din dersleri Alevileri asimile etmek amacıyla kullanıldığı belirtiliyor. EÅŸit yurttaÅŸlık haklarının kullanılmadığı dile getirilir.” dedi.
Subaşı, devletle Aleviler arasında, Alevilerle Alevilik arasında, Alevilerle Sünniler arasında sorunların bulunduÄŸuna iÅŸaret etti. Alevilikle devlet arasındaki iliÅŸkinin bir güvenlik sorunu olarak algılandığını ifade eden Subaşı, ÅŸu deÄŸerlendirmeyi yaptı: “Son zamanlarda laikliÄŸin önemli ölçüde tehdit altında görüldüğü zamanlarda Alevilerden habersiz Alevilere yaklaşıldığı görülür. Fakat bundan ciddi bir rahatsızlık var. Alevilerle Sünniler arasında sıkıntı var. Sünniler, kendilerini Allah’a daha yakın gördükleri, Aleviler ise kendilerini Allah’la iliÅŸkileri bakımından sık sık yoklandıkları gibi bir önyargı var. Bir nefret algısı var. Aleviler de Sünniler bizden nefret ediyor diye bir düşünce var. Ortak kullanımdan uzaklaÅŸma ve kendi içinde özel bir terminoloji düşüncesi var. En basit bir sıkıntıyı bile Alevilik üzerinden tanımlama ya da dillendirme var. Alevilerin sıkıntılarının nasıl aşılacağına iliÅŸkin bilinen çeÅŸitli çalıştaylar yapıldı. Bu projelerde Aleviler sıkıntılarının tam bir listesini devlete aktarmış oldular. EÄŸer önlem alınmazsa Aleviler folklorik bir yapıya bürünüyor. Bunlardan biri Cem evleri. Buraların statüleri ve resmiyeti ve bir de din derslerinin kendi kimliklerinin aşındırıldığı gibi eleÅŸtirileri var. Bunları dile getirirken Madımak olayı var. Bu sadece sıradan bir müzeleÅŸtirme deÄŸil. Fakat bu Alevilerden gelen bir yüzleÅŸme isteÄŸidir. Devlet bunu yaparken Alevilerden sanki bir özür dileme gibi algılanıyor.”
Subaşı, din dersleri ve Madımak konusunda ise “Din konusunda da yine Tevhid-i Tedrisat kanunu karşımıza çıkıyor. Madımak’ın müze olarak inÅŸa edilmesi durumunda Sivaslı iÅŸadamları Bunun Sivas’a hakaret olarak algılanacağını söylüyor. Aleviler, devletle ya da diÄŸer gruplarla iletiÅŸim yaÅŸayan bir gruptur. Bu da kopmalara ve kamplaÅŸmalara sebep oluyor. RadikalleÅŸmeler, sosyalistleÅŸenler var. Devletin örtük gereklerinden habersiz deÄŸerlendirdiÄŸinizde Cemevlerinin ibadethane olarak statülendirilmesinde ya da din derslerinin yeniden düzenlenmesi konusu dile getirildiÄŸinde bambaÅŸka bir konu karşınıza çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Yazar Orhan MiroÄŸlu ise Kürt sorunu üzerinde dururken, çocukluÄŸunda yaÅŸadıklarını ve ÅŸahit olduÄŸu olayları da anlattı. MiroÄŸlu, ÅŸunları aktardı: “Küçüklüğümde, Kemal isminin neden Dersim’de çok kullanıldığını hep merak etmiÅŸtim. Babam bana bir yüzbaşının olduÄŸunu ve deÄŸme devlet büyüklerinden daha iyi birisi olduÄŸunu, Dersim’i iyi yönettiÄŸini anlatmıştı. Kemal isminin sıklığı Mustafa Kemal’le iliÅŸkiliydi. Hangi askerin rütbesinin ne olduÄŸu çocukluÄŸumuzda sık sık tartışırdık. Komutan deyince aklımıza hep büyük rütbe gelirdi. O zamanlar bizim oraya bir asker gelecekse hemen en iyi yemek olan bulgur pilavı ve et piÅŸirilirdi. Fakat gelen bir başçavuÅŸ olurdu. Yine de komutan diye bilirdik. Olaylar 1938 Dersim isyanıyla da sınırlı deÄŸil. 1950′li yıllara kadar süren bir süreç var. Bu sıralar çok partili dönemdir. Kürtlerin tercihi yine CHP’den yana oldu. CHP’nin il baÅŸkanları ilin en yetkili kiÅŸileri. 25 yıl sürmüş bir düzenin sonucudur. Ondan sonra Demokrat Parti’den yana tercih kullandıklarını görürüz. Devletle Kürtler arasındaki iliÅŸkiler eskiden modern düzen iliÅŸkileri seviyesinde deÄŸildi. CHP döneminde bir yüzbaşıyı ilden baÅŸka bir yere tayin edilemezdi. DP döneminde ise bu mümkün olmuÅŸtur. Bu dönem askeri vesayetin kırılması adına önemlidir. 70′li yıllarda hem dayı hem de amcalarım sürgüne gitti. Dayılarımdan birisi Sivas’taki toplama kampına gitmiÅŸtir. Dayımın atı sürgünden sonra köye sahipsiz dönmüştü. Köy kadınları ağıt yakmışlardı. O dönemdeki mitingler “Hawar” (İmdat) adında yapılıyorken, bugünlerde “Edi bese” (Artık Yeter) adıyla yapılır oldu.”
“DEMOKRASİDEN UZAKLAÅžIRSAK BARIÅž ATMOSFERİ ZARAR GÖRÜR”
MiroÄŸlu, Kürt sorununun ancak demokratik yöntemlerle çözülebileceÄŸine inandığını kaydetti. Bu konuda ümitli olmakla birlikte, bazı endiÅŸeleri bulunduÄŸunu ifade eden MiroÄŸlu, “Yakın tarih bakımından Dersim ve Diyarbakır Cezaevi önemli. Bu ülkede hala Diyarbakır tarihiyle ilgili yazılmış önemli bir eser yok. Yapılırsa Kürt meselsinin bugün geldiÄŸi noktaya da ışık tutar diye düşünüyorum. Aslında bugüne bakmak lazım. Türkiye kamuoyunun PKK, Türk ve Kürt algıları karşılıklı olarak düşünülmeli. Bugün gelinen noktada Türkiye 1,5 yıldır AKP’nin baÅŸlattığı ve Türkiye’nin geleceÄŸini ilgilendiren bir demokratik açılım baÅŸlattı. AKP’nin önemli bir avantajı, kendisi ve resmi statü arasında bir mesafe koymuÅŸ tek partidir. Bir PKK yetkilisi demokratik özerklik haklarımızı korumak için silahları kullanacağız demesi önemli ve vahim bir geliÅŸme. Çünkü demokratik zeminden uzaklaşırsak önümüzdeki barış atmosferinin zarar göreceÄŸini düşünüyorum.” ÅŸeklinde endiÅŸelerini dile getirdi.
Benzer Haberler
Kerpe
142 kiÅŸi okudu.


